Moda Tasarımcısı Simay Bülbül’ün Evine Misafir Olduk Sorularımızı Sorduk

26.12.2011

 - interview

Simay Bülbül

 

21 Eylül 1978 İzmir doğumlu

 

Bournemouth Arts Institude – İngiltere. Fashion Design & Marketing mezunu

 

Moda Tasarımcısı

 

İstanbul’da yaşıyor

 

 

2011’in son röportajı için başarılı moda tasarımcısı Simay Bülbül, evinin kapılarını Hayatını Tasarla’ya açtı. Soruları soran da kuzeni Bengi Bircan olunca, bugüne kadar hiçbir yerde okumadığınız kadar samimi yanıtlar aldık! Simay Bülbül’ün, ilham veren kariyer yolculuğu, deriye olan aşkı, genç modacılara tavsiyeleri, eğlenceli anıları, ileriye dönük projeleri ve çok daha fazlasını bir solukta okuyacaksınız…



Türkiye'deki tasarım dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Moda dünyasında İstanbul sizce nasıl bir yerde? 

 

Türkiye’deki tasarımda taşlar daha yeni yeni birbiri üzerine oturuyor. Benim İngiltere’den Türkiye’ye döndüğüm yıllarla bugün geldiği nokta arasında çok büyük fark var. Daha önce bir fason ülkesiyken şimdi kendi bünyesinde tasarımcıları olan, uzmanlardan danışmanlık alan, gördüğünü kopyalamaya çalışan değil de, kendimiz yeni / farklı bir şeyler yapma anlayışı benimsemeye başlamış bir hale geldik son senelerde. Tasarımın önemi, değeri ve yeri yeni yeni anlaşılmaya başlandı. Moda anlamında da son yıllarda büyük ilerlemeler kaydettiğimizi söyleyebilsek de, Avrupa’da yaklaşık 100 yıldır tasarım var ve tabii ki bu mirası hafife alamayız. Paris, Milano moda haftaları 70-80 yıl öncesine dayanıyor. Türkiye, daha ancak üç senedir böyle önemli bir etkinliği yapabilmeye başladı. Bu anlamda Türkiye’de ‘moda ve tasarım’ gelişmekte fakat hala emeklemekte olan kavramlar. İleride dünya çapında başarılar elde etmeye başladıkça zamanla çok daha iyi yerlere geleceğimizi düşünüyorum.

 

Neden deri? Moda kariyerinizde özellikle deriyle çalışmayı neden seçtiniz? 

 

Bir moda tasarımcısı nerede veya hangi okulda okursa okusun aslında tekstil eğitimi alıyor, yani kumaş üzerine eğitim alıyoruz. Deri tasarımı üzerine eğitim verilmiyor, mezun olur olmaz önce tekstile sığınıyoruz. Benim deriyle tanışmam; tamamen tesadüf eseri, bir arkadaşımın bana deri tasarım yarışmasının broşürünü getirmesi ve benimde katılmaya karar vermemle başladı. İlk 20, ilk 10 derken 2003 Deri Designer yarışmasının birincisi oldum. Deri öyle farklı ve doğal bir malzeme ki onun bence adrenalin salgılatan bir özelliği var. Deri duayenleri de zaten “Deriye bir kez dokunan bir daha deriden elini çekemez!” derler, deri o kadar özel bir malzemedir. Deriyle tanışmamla beraber, benim hayatım da 2003 yılında İzmir’den İstanbul’a ve tekstilden deriye yönlendi. Belki derinin heyecanını tattıktan sonra tekstile tekrar dönüş yapabilirdim fakat ben deriye o kadar âşık oldum ki bütün kariyerimi ve hayatımı deri üzerine kurmaya karar verdim.




Peki deriyle çalışıyor olmanız hayvan severler ve benzeri kuruluşlardan tepki almanıza yol açtı mı?

 

Ben kişisel olarak hiçbir tepki almadım ama benim zaten bu zamana kadar kullandığım bütün deriler besi hayvanı derisi, yani etini yediğimiz hayvanların giyimlik derilerini kullanıyorum. Bir de tabii ki av hayvanları derileri var; timsah derisi veya tilki kürkü gibi. Ben kendi koleksiyonlarımda hiç bunları kullanmadım fakat tabii ki sektörün içinde çalışırken kullanmam gerekti. Hayvan hakları açısından baktığımız zaman haklı olabilirler. Fakat insanlar ilk varoluşlarından beri hayvanların eti ve sütünü beslenmek için, deri ve kürkünü ise korunmak ve örtünmek için kullanmışlardır. Aslında bu etkileşim hep vardı fakat buradaki asıl sorun; hayvanları sadece deri ve kürkünden yararlanmak için kötü şartlarda yetiştirip, bunu ticarete ve hayvan neslini tehlikeye atacak boyuta getiriyor olmak. Ben de herkes gibi bu durumu onaylamıyorum.

 

Simay Bülbül bu başarıyı edinmesini neye bağlıyor? Ya da sizce bunun özel bir sebebi var mı? 

 

Biraz delilik var, ondan olabilir mi? (gülüyor) Bunun tek ve tek bir açıklaması var; benim karakterimle, kişiliğimle tamamen bağlantılı, çünkü ben her şeyi gerçekten kendi başıma sıfırdan yaptım. Önemli olan istemek ve hedefini koymak. “Kendi markamı kuracağım, kendi koleksiyonlarımı yapacağım, Türkiye’de iyi bir isim olacağım ve bu ismi yurtdışına taşıyacağım.” bu benim en büyük hedefimdi. Hedefi koyduğun ve sabredip bütün zorluklara karşı tek başına ayaklarının üzerinde durmayı bildiğin müddetçe aslında herkes benim yaptığımı yapabilir.

 

Sadece tasarımcı değil, iyi bir yönetici, satın almacı, pazarlamacı, muhasebeci vs. olmak gerektiğini fark ediyorsunuz işin içine iyice girince. Bir marka olabilmek için bunların hepsini iyi yapıyor olmak gerekiyor. Gönül ister ki ben de sadece tasarımcı olarak kalabilseydim. Fakat ne yazık ki gerçek hayatta işler böyle yürümüyor.

 

Özetlemek gerekirse; hedeflerinizi doğru şekillendirip, kafanıza koyduğunuz şeyi gerçekten ister ve onun için fedakârlık yapmaya, risk almaya hazır olursanız, kendinize ve hayallerinize güvenirseniz, engeller çıktığında -ki çıkıyor ve her zaman çıkacak- bunlara tek başına göğüs germeyi göze alırsanız, pes etmezseniz başarılı olmamak için sebebiniz yok demektir.




Markanızın kurulum, oluşum & gelişme sürecinden ve Simay Bülbül markasının gelecekte nerelere geleceğinden bahsedebilir misiniz?

 

Ben 2005 yılında çalıştığım yerden kendi markamı kurmak için ayrıldım ve bir ortakla beraber Kapalı Çarşı’da, sadece iki elemanla çok küçük bir atölye kurdum. Ortağımla birlikte başka bir isim altında bir marka çıkardık. Bir sene sonra ben ortaklıktan ayrılıp kendi adımla bir marka kurdum ve Asmalı Mescit’de 60m2 küçük bir atölyeye taşındım. Aslında atölye kurup bir marka çıkartmak çok sorun değil, fakat bu markayı nereye ve kime satacaksınız asıl problem burada başlıyor. Tam bu dönemde Galata Moda Festivalleri başlamıştı ki bence Türkiye’de moda adına yapılmış en güzel etkinliklerden biridir. Tamamen genç tasarımcıların ilk kez kendi etiketleri ve markaları altında, ürünlerini ve tasarımlarını perakende müşterisine sunmalarını sağlayan bir platformdu ve bu üç günlük organizasyona ilk kez katılmama rağmen ikinci gününde benim standımdaki bütün ürünler bitmişti. Çok beğenildi ve müşteriler beni takip etmeye, atölyeme gelmeye başladılar, ama benim için sağladığı en büyük bağlantı; yine bu organizasyondaki tasarımcıların içinde bulunacağı, Boyner’in Tasarımcı Corner’ı adı altında düzenlediği başka bir projeydi. Galata Moda’daki başarım sayesinde ben de bu projede yer alan on tasarımcıdan biri oldum. Bu proje benim ilk ciddi işlerimden biriydi çünkü ciddi siparişler almaya başladım. Bu süre de bana ciddi bir büyüme ve tanıtım sağlamış oldu. Derken Simay Bülbül markası tanınmaya, basında yer almaya ve dikkat çekmeye başladı. Butiklerle anlaşmalar başladı ve ben üretimi kaldırabilmek için Galata, Kule Dibi’nde 250m2lik bir atölyeye taşındım.

 

Zaten tarzınız farklı olduğu sürece ve kendinizi doğru ortaya koyup özgün işler yapıyorsanız basının da ilgi odağı oluyorsunuz, çünkü onlar da yeniyi ve farklıyı arıyorlar. Ve ben bir anda bütün gazetelerde, dergilerde yer alan, röportaj veren biri haline geldim. İşim zamanla kendini katlayarak büyümeye başladı ve yurtdışından ilgi artmaya başladı. Geçen sene Almanya’ya Türkiye’yi temsilen gidip defile yapmak için seçildim ve bugün olduğum noktaya geldim. En büyük hayallerimden biri olan, yine Galata’da yeni atölye ve showroomuma taşındım. 30m2yle başlayan macera 600m2 karelik bir alana yayıldı.

 

Şu an 20 satış noktam var. Türkiye’de birçok ünlüyle çalışıyorum, onları giydiriyorum, bunun dışında birçok kişiye özel tasarım yapıyorum. Her sene yurtdışı fuarlarına katılıyorum, ihracatı arttırmaya başladım. Halen Galata’daki gözbebeğim kendi mağazamda satış yapıyorum. Aslında 2012’ye kadar ki maceram bu kadar, bundan sonraki serüven ise Türkiye’de tabii ki farklı, yeni projeler, defileler ve etkinliklerle devam edecek. Yurtdışı ayağını kuvvetlendirip dünyada tanınan bir tasarımcı olmak istiyorum ve bu yolda ülkemi temsil etmek için çalışmaya devam edeceğim.




Markalaşma üzerine seminerler veriyor, bu alanda çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz, genç tasarımcılara nasıl önerilerde bulunmak istersiniz?

 

Ben yaklaşık 4 senedir kendi atölyemi idare ediyorum ve yanıma gelen o kadar çok genç oldu ki, gerek stajyer gerek üniversitelerde tanıştığım genç tasarımcılar olsun genç nesli gözlemleme ve onlarla çalışma fırsatı buluyorum. Şöyle bir zorluk var ki yetişen gençlik çok hazıra konmaya alışmış, yani internet gençliği bu şekilde büyüdü ve zannediyorlar ki her şey çok kolay, bilgiye ulaşabildikleri kadar kolay her şeye ulaşabilirler. Disiplinsizler, rahata alışmışlar ve ideallerini ortaya koymayı bilmiyorlar. Bu ne yazık ki böyle yürümez, disiplinli ve çalışkan olmaları gerekiyor, doğru hedefler ve idealler koymaları, farkındalıklarını bilmeleri, farklı ve sabırlı olmaları ve yine en önemlisi risk almayı sevmeleri gerekiyor. Benim önerebileceğim en önemli şey kendine özgü olmaları, çünkü artık her şey var; farklılıklarını yaratıp sıyrılmaları gerekiyor.

 

Bu tasarımsal tarafı, ama bunun dışında işi iyi yönetmeleri, stratejilerini doğru koymaları ve tasarımlarındaki özgünlüklerini markalaşmanın her adımında da yansıtmaları gerekiyor. Grafik, mimari fotoğraf sanatı, organizasyon vs. her iş bizim işimizin bir parçası ve bu işlerin hepsine bunu taşımaları, kendileri ve özgün olmaları gerekiyor. Bunu tanıştığım bütün gençlere söylüyorum. “Sadece moda dergilerini karıştırmayın, fotoğraf sergilerine gidin, mimariyi takip edin”, ne kadar dünyadaki her şeyden beslenirlerse o kadar başarılı olurlar. Moda tasarımı değil konsept tasarımı yapıyor olmaları gerekiyor. Ben, mesela bir hikaye oluşturup kıyafetlerimi, defilemin koreografisini, müziğini, flyerlarımı, organizasyonları, fotoğraf çekimini, davetiyesini hep bu ana konsept doğrultusunda hazırlıyorum. Görsellik taşıyan her şeye bulaştırıp onları bir bütün haline getiriyorum ve bu sayede de hep sıyrılma fırsatı yakalamış olduğumu söylüyorlar.




Simay Bülbül'ü genelde ya kendi tasarımlarını ya da vintage kıyafetler giyerken görüyoruz… Peki, Simay Bülbül bunlar dışında hangi markaları tercih eder? Özellikle beğendiğiniz tasarımcılar kimler?

 

Ben kendime yakıştığı sürece gidip bitpazarından da alışveriş yapabilirim, bir modacıdan da alabilirim, önemli olan bana ne hissettirdiğidir. Bu anlamda Türkiye’ye baktığımız zaman çok iyi tasarımcılar var artık, bu sayacağım isimleri senelerdir çok beğenerek takip ediyorum. Ümit Ünal başta olmak üzere, kişiliği bir tarafa benim hayatımdaki yeri bir tarafa, moda dünyasına getirdiği vizyon ve farklılık hiç kimsenin bence getirmediği bir değer. Gençlerden Özlem Kaya var, Gamze Saraçoğlu’nun uçuşan elbiseleri, Özgür’ün abiyelerini çok severek ve keyif alarak giyiyorum. Bunun dışında alt jenerasyondan gelen Zeynep Tosun var.


ilhamınızı nelerden alıyorsunuz? Tasarım süreciniz nasıl gerçekleşiyor? Nelerden besleniyorsunuz? 

 

Benim ilham kaynağım tamamıyla kendi hayatım ve yaşamım. Tanıştığım bir insan, okuduğum bir kitap, bulunduğum bir ortam benim koleksiyonuma konu olabiliyor.

 

Mesela geçen seneki kış koleksiyonum Şaman kadınlarıydı, çünkü bundan 1-2 sene öncesinde tanıştığım şamanlar beni çok etkilemişti ve bu etkiler benim koleksiyonuma yansıdı. Geçen seneki yaz koleksiyonum, çok yakın bir arkadaşımın bana verdiği kitap ‘Attarti Ana’, İzmirli büyücü kadınlardan ortaya çıktı. Orda ki kadın, o ak büyücü, yine benim koleksiyonuma konu oldu.

 

Gittiğim bir film, gittiğim bir sergi, bunların hepsi benim ilham kaynaklarım. Ben bu yüzden bu sene trendler nedir, ne geliyor bunları araştırmıyorum. İlhamımı hayatın kendisinden alıyorum. Bu sene aşk seneye ölüm, her şey olabilir. Hayatımdaki her şey bana ilham verebilir.




Simay Bülbül moda tasarımcısı olmasaydı ne olurdu ve tasarımın başka bir alanında çalışma imkanınız olsa hangi dalı tercih edersiniz?

 

Kesinlikle aşçı olurdum. Benim hayatımın ikinci Simay Bülbül’ü zaten bu. Bunu da bir gün gerçekleştirmek istiyorum, çok uzun soluklu bir hayal değil bu, fakat beş-altı seneye soul kitchen tarzında bir café veya restoran açma fikrim var.

 

Tasarımda başka hangi alanda çalışmak isterdim diyecek olursam herhalde mekan tasarlamak isterdim. Mekanlara hayat vermek çok hoşuma gidiyor,  zaten şu an hayatımda da evim, mağazam, işte çekim mekanları olsun bununla meşgul oluyorum.

 

Moda aşkınız ne zaman nasıl doğdu? Kendinizi bu şekilde ifade etmeye ne zaman, nasıl başladınız? Bizimle paylaşabileceğiniz çocukluk anılarınız var mı?

 

Benim ailem kumaşçı bir dededen geliyor, beş tane teyzem var. Annemin çok etkisi olduğunu çok düşünüyorum, annemin hayali hep modacı olmak olduğu için ben kendimi bildim bileli evimizde dikiş dikmek vardır, kıyafet dikilir. Annem benim bütün çocukluk kıyafetlerimi kendisi dikmiştir, teyzelerle toplanılır terzi çağırılır, evde dikiş günleri verilir. Ve biz böyle büyüdük. Ama tabii ki benim içimde de varmış ki ben bunu daha çok özümsemişim. 

 

Ben bunu hep anlatırım; ilkokul çağlarında anneannemlere veya babaannemlere gidip onların eşarplarını alıp o gün evde kim varsa onları salona oturtup o eşarplarla kıyafet yapar ve arkadaşlarına defileler yapardım. Daha büyüdükçe barbielere, çocuklara kıyafet giydirmekle devam ettim. Sonrasında barbieler küçük gelmeye başladı, canlı mankenlere geçmek istedim herhalde (gülüyor). Üç küçük kuzenim vardı, kız kuzenlerim. Hep söylerim onlar benim ilk modellerim. Onları barbielerim gibi konseptlerle giydirir, kostümler yapar, fotoğraf çekimleri, defileler yapardım. Bu benim için çok büyük bir keyif ve eğlenceydi. Tasarım serüvenim böyle başladı diyebilirim.

 

Saçlarınız, rastalarınız basının, medyanın ve insanların hep ilgisini çekti, ilginç geldi, bu konu hakkında çok fazla soruyla karşılaştığınızı biliyoruz. Okuyucuları daha da şaşırtacak ilginç hikayeleriniz var mı?

 

Bu saçlar benimle beraber 12 senedir var. 12 senedir böyle, insanların alışkın olmadığı bir saça sahip olmak bana hep ilginç olaylar yaşattı. Yazsam kitap olur gerçekten. Bir iki hikaye var ki gerçekten çok komik…

 

Bir gün havaalanındayım, yurtdışına çıkıyorum, takı takmayı çok seven bir insan olduğum için de hep x-rayden geçerken öterim. Yine x-rayden geçiyorum, ötüyorum, bir şeyler çıkartıyorum sonra tekrar geçiriyorlar, bütün takıları çıkardım, sürekli ötüyorum. Dedim, ‘Her şeyi çıkarttım, neden ötüyorum?’ ve o sırada bir bayan kontrolör vardı ki önce beni yabancı zannetti, sonra Türk olduğumu anlayınca, ‘Hanımefendi’ dedi, ‘bir de saçlarınızı çıkartıp geçer misiniz?’ (gülüyor). ‘Saçınızı çıkartıp x-raye koyar mısınız?’ dedi, ben şok oldum.  ‘O çıkmıyor’ dedim ama inanmadı, ‘Nasıl yani, çıkmıyor mu, gerçek saçınız mı?’ diyor bana şok içinde bakarken. Sonunda beni el tarayıcısıyla aradılar.

 

Bir diğer hikaye ise yarı komedi yarı dram. Çay ocağına yeni bir bayan başlamıştı, ben de bir gün yine kahve almaya inmişim, kadın bana o kadar üzgün acıyan bir ifadeyle bakıyor ki hep. O gün  “Simay Hanım dayanamadım, söylemek istiyorum ne zamandır çekiniyordum, çok kalbim acıyor soramıyorum.” dedi, ben de içimden geçiriyorum, acaba bir şeye mi, yardıma mı ihtiyacı var diye. “Buyur” dedim, “Yok, saçlarınız böyle doğuştan mı yanık?” dedi, ben ‘Nasıl?’ dedim, ‘Yanmış ya saçların!’ diyor. Böyle düşünmüş, kurmuş, bir de bana üzülmüş, yok dedim ben yaptım, ‘Aaaa sen mi yaktın?’ dedi. O kafasında kendini o kadar inandırmış ki yandığına, ne yapsan değiştiremezsin. Bunun gibi komik bir sürü hikaye var tabii ki.



 Simay Bülbül, Bengi Bircan, Sinan Bora Özışık - Kurucu / Editör



Moda tasarımcısı olarak moda akımlarının, sezonun renklerinin koleksiyonlarınıza yansıdığını görmüyoruz? Bunun özel bir sebebi var mı? 

 

Bu artık klişeleşmiş bir sözüm haline geldi, fakat benim modaya bakış açımı ve tarzımı çok iyi anlattığını düşündüğüm için tekrar kullanacağım, “Ben insanları değil, ruhları giydirmeyi seviyorum!’’. Bu beni anlatan en önemli şeylerden biri. Ben moda tasarımcısı da olsam modaya inanan biri değilim, trendler dünyasına koleksiyon yaratan bir insan değilim. Ben kendi hikayelerimi tasarlıyorum ve kendi detaylarımı ve renklerimi oluşturuyorum. Bana göre de zaten moda tasarımı bu olmalı.

 

Bize yeni koleksiyonunuzdan, en yakın projelerinizden, planlarınızdan bahseder misiniz?

 

2011 zaten bitti diyebiliriz artık, 2012’de ise en yakın projemiz Şubat ayında gerçekleşecek olan İstanbul Fashion Week kapsamında hazırlayacağımız etkinlikler ve yeni yaz koleksiyon lansmanı tabii ki. Bunların dışında yaza doğru gerçekleştirmek istediğim iki proje var. Çok uzun zamandan beri düşündüğüm ve yakın zamanda projelendirip netleştirdiğimiz ‘Simay Bülbül Gazetesi’. Buna aslında geçen sene başladık, yine İstanbul Fashion Week haftasında ilk sayısını çıkartmıştık. İlk olarak senede bir çıkacak bir yayın gibi düşünürken aldığımız pozitif geri dönüşler ve ilgi yüzünden bunu üç ayda bir Simay Bülbül markasını anlatan bir yayına çevirmeye karar verdik. Yani artık Simay Bülbül’ün bir gazetesi de olacak. Son olarak ise yıllardır hayalini kurduğum bir şey var, sergi yapmak istiyorum. Bu; kıyafet ve fotoğrafın harmanlandığı bir proje olacak. Hala kurgulama aşamasındayım fakat tabii ki deri ağırlıklı olacak. Türkiye’nin en iyi fotoğrafçılarıyla çalışacağım, her kareyi farklı bir fotoğrafçının çekeceği bir fotoğraf sergisi olacak diyebiliriz. Hatta küçük bir ipucu daha vermek gerekirse mekan olarak da mağazamı düşünüyorum. İlk tasarım aşamasında zaten mağazayı bu şekilde aktiviteleri de kurgulayabileceğimiz bir mekan olarak çalışmıştık, benim için de çok heyecan verici olacağını düşünüyorum.

 

Bizlere evinin kapılarını açtığın ve tüm sorularımızı samimi bir şekilde yanıtladığın için çok teşekkürler, Simay Bülbül Gazetesi’ni ve diğer tüm sürpriz gelişmeleri heyecanla bekliyoruz…

 

 

Röportaj: Bengi Bircan

 

Fotoğraflar: Caner Kasapoğlu

 

Mekan: Simay Bülbül’ün evi



YAZAR : BengiBircan
ETİKETLER : Moda , Moda Tasarım , Röportaj , Simay Bülbül ,
Paylaş  

Bu habere site üyeleri yorum yapmadı.

Benzer Haberler
Carine Roitfeld’in Dönüşü
Diffusion Line B Brian Atwood
Missoni for Target
Amy Winehouse for Fred Perry
Mango City Wear Collection
Kırmızı Taban Savaşları
Alexa Chung & Madewell Ortaklığında 2. Raunt
''D&G'' Milano Moda Haftasında Jübile Yaptı!
Genç ve Yetenekli Menajer Ufuk Ergin Sorularımızı Yanıtladı
Kirkwood Ayakkabılarında Bali Esintisi
Versace for H&M Full Koleksiyon / Kadın
Prada Takılar Geliyor
Jimmy Choo Icons Koleksiyonu
Tüm Detaylarıyla British Fashion Awards 2011
İstanbul’un En Popüler Partilerine İmza Atan Çağla Gürsoy’la Soru Cevap
Jason Wu for Target Kapsül Koleksiyonu
Lacoste ''LAB'' Projesi
Tom Ford 2012 Bahar Koleksiyonu / Erkek
Kırmızı Halı Raporu / Golden Globe Awards 2012
Üç Boyutlu Koleksiyon!
Galliano’nun Ardından Dior Couture 2012
Azzedine Alaïa in 21st Century
Korku Filmi Gibi Bir Defile!
Prada’dan Klasik Arabalardan İlham Alan Ayakkabı Koleksiyonu
Kırmızı Halı Raporu / SAG Awards 2012
Elif Kayıkçı ve Şimal Kutluçınar'ın Renkli Tasarım Yolculuğu
Moda Tasarımcısı Mehtap Elaidi ile IFW Değerlendirmesi
İyi & Kötü! Kate Moss
Kırmızı Halı Raporu / 84. Oscar Ödül Töreni
Stella McCartney Adidas Koleksiyonu
Prada 2012 İlkbahar Yaz Fantasy Kataloğu
ZARA Nisan 2012 Kadın Kataloğu
Olimpiyatlarda Stella McCartney İmzası
Vogue Hollanda'nın İlk Sayısından...
Sezonun Tüm Trendleri Bu Çekimde!
Güneşin Altında...
Nike & Liberty Yaz 2012 Ayakkabı Koleksiyonu
Kate Moss for Mango / 2012 Yaz Kampanyası
Nick Knight ile ilk Instagram Editorial Çekimi
Prada Yeni Sezonda Bambaşka!
2013 Trendlerine Hızlı Bir Bakış
Kayak Pistlerinde Tarzınızı Konuşturun!
2013 İlkbahar/Yaz Trendleri
Shoe Queen 'Anastasia Radevich'
Street Style
Sezonun Olmazsa Olmazları!
Sevgililer Günü ÖZEL!
Efecan Gürbüz ve Onur Besen ile Naif Röportaj
Moda Tasarımcısı Azer Bayındır ile Tanışın!
85. Oscar Ödülleri Kırmızı Halı & Vanity Fair Oscar Party
Moda Haftasının Ardından…
Sahra Katoğlu ile Moda Üzerine...
Bahar Trendleri
Mevsimin Tadını Doyasıya Çıkarın
Sanatın ve Modanın Muhteşem Aşkı
Ormandan Modaya...
19. GalataMODA Festivali
Kusursuz Yansıma
Sezon Trendleri TOP 5
Kuş Bakışı
Manga ve Modayı Buluşturan Sergi
NABA Milano Ocak'14 Dönemi Burs Yarışmaları
Domus Academy Ocak'14 Dönemi Burs Yarışmaları
Jimmy Choo Fall 2013 Campaign
Trend Raporu - Temmuz'13
Jessie J için Sahne Kostümü Tasarlayın
2013 Yaz Sezonunun Olmazsa Olmazları!
Bennu Gerede ile Moda Fotoğrafçılığı Atölyesi
Eve Dönüş Vakti
Bu Defa Sadece Beylere Özel!
Sait Alanyalı'nın Tasarım Serüveni

Başa Dön

#occupygezi #OCCUPYTURKEY 2013 3D ABSOLUT BLANK Adana adidas Akıllı Telefon Aksesuar ALESSI Alfa Romeo Alışveriş Animasyon Anjelique Ankara Anneler Günü Antalya Arda Türkmen Armani Aston Martin Atölye Ayakkabı Aydınlatma Ayna Aziz Sarıyer B noktası Bang & Olufsen Bank Basketbol Bebek Şenliği Bedük Bej Bennu Gerede Bienal Billionaire Bimisal Birol Giray Bisiklet Bluetooth BMW BOAZ Bar Bob Marley Bodrum Bonubon Borusan Contemporary Burs Cam Case by Ciroc Caz Chanel Cirque du Soleil Coco Chanel Corto Moltedo Corvette Coworking Çanta ÇapaMarka Çeşme Çevreci Davet Defile Deneyim Dergi Derin Design Derin Sarıyer Desen Design Design Week DIY Dijital Kamera DJ Flash Doğuş Grubu Dom Pérignon Domus Academy Duvar Resmi Editorial Eğitim Elektrikli Araba Elle Style Awards Emre Arolat Endüstri Ürünleri Tasarımı Enstalasyon Erkek ESLINE Etkinlik Event Fashion Week Ferrari FG93.7 Forneria Fotoğraf Fotoğrafçılık GalataMODA Galeri garajistanbul Geri Dönüşüm Gezi Google Google Glass Gözlük GQ Bar Gradiva Graffiti Grafik Tasarım Gucci Güneş Gözlüğü H&M Hediye HELLO Heykel Hız Hoparlör House Hotel IDW IDW 2013 IKSV Instagram Istanbul Design Week İç Mimarlık İKSV İllüstrasyon İstanbul İstanbul Bienali İstanbul Caz Festivali İstanbul Modern Jaguar Jeff Koons Joseph Grima Kablosuz Kablosuz Hoparlör Kadın KAFT Kalem Kalemlik Karaköy Karikatür Kartalkaya Kendin Yap Kırmızı Halı Kısa Film Kitap Koltuk Konser Kulaklık Kültür La Boom Lamba Lamborghini Langırt Le Meridien LEGO Lidyana Little Black Dress Londra Louis Vuitton Madonna Mama Shelter Marc Jacobs Mehtap Elaidi Mekan Mercedes MINI Milano Milano Tasarım Haftası Mimari Missoni Mobilya Mobilya Tasarımı Moda Moda Haftası Moda Tasarım Moncler Monkey Business Motosiklet Mutfak Müze Müzik NABA Naif Design Neon New York Nike Nişantaşı Nublu Ofis Organizasyon Oscar Otomobil Oturma Elemanı Paris Part Parti Pera Müzesi Pharell Willams Philippe Starck Philips Pininfarina Porsche Porsche Panamera Poster Power FM Prada Proje Pucca Puf PUFPA Rahat Yazar Renk Restoran Robot Rolls Royce Röportaj Saat Sait Alanyalı SALON SALT Sanat Sandalye Satranç Sergi Seyahat Simay Bülbül Sinan Bora Özışık sinanboraistanbul Sinema Snowboard Sofa Sokak Modası SONY Sortie Spor Spor Araba SSM Stil SUV Tabure Tag Heuer Talenthouse Tasarım Tasarım Bienali Tasarım Haftası Tasarım Yarışmaları Tasarımcı Teknoloji The Haze Thonet Tiyatro Tom Ford Tom's Kitchen Tour Collection Trend TRENDSETTER T-Shirt Uludağ Ürün Tasarımı Valentino Venedik Versace Vespa Video Virgin Radio Volvo W Washington Workshop Yarışma Yeme İçme Yemek Yeşil Yılbaşı Zaha Hadid Zelda Zonk Zorlu Zorlu Center